İşimizi sevgiyle yapıyoruz.Datça sevgimiz,saygımız ve sevdamızdır.

Bir İnci Gerdanlıktır Ege ve Akdeniz'e Dizilmiş... Yaşamdır,Aşktır Datça Sevdası...!
Ana sayfa
Ziyaretçi Defteri
Datça Hakkında
Datça'da Yaşam
Flora ve Fauna
Fotoğraf Albümü
Mesudiye
Palamutbükü
Knidos 
Aktur
Nihat Amca
Tarım ve Bitki Örtüsü
Gezilecek Yerler
Can YÜCEL
Datca kronoloji
Datça Yemekleri
Datça Haritası
Datça'nın 3 B 'si
Datça'da Kültür ve Sanat
Datça'da Mavi Yolculuk
Datça'ya Ulaşım
Önemli Telefonlar
Kaymakamlık

Reklam ve Bilgi için

0 532 565 8748 - 0 506 573 0248 - 0 542 212 9564

0 252 712 3532

saygin@datca.com.tr

                                                                                                                                                          

                                                  CAN YÜCEL                                                   

Ağlıyorsam gözyaşım iki gözüme dursun,vermişim ben canımı al-uzun bir havaya

 1926’da İstanbul’da doğdu. Milli Eğitim eski bakanlarından Hasan Ali Yücel’in oğlu. Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde Latince-Yunanca okudu. Öğrenimine İngiltere’de Cambridge Üniversitesi’nde devam etti. Şair, çevirmen ve radyo görevlisi olarak tanındı. Çeşitli elçiliklerde çevirmenlik, Londra’da BBC’nin Türkçe bölümünde spikerlik yaptı. 1958’de Türkiye’ye döndükten sonra bir süre turist rehberi olarak çalıştı.Ardından bağımsız çevirmen ve şair olarak yasamını sürdürdü.
NASIL GOL ATACAĞIM HALA RÜYAMA GİRER
 İlkokul üçteyim. Küçücük çocuk. Boğaziçi okulunda okurdum. Evden yolladılar. Yatılı yollandım. Hem aynı şehirde oturacaksın, hem de okula yatılı yollanacaksın. Çok bozuldum, çok üzüldüm. Evde ikiz kardeşimle kavga ediyorum diye yollandım. Benimsemedim. Herşeyi benimsemediğim gibi… Futbol vardı, futbol oynuyordum. İyi bir futbolcu olacaktım. Nasıl gol atacağım hala rüyama girer… Zaten şiirde de hep nasıl gol atacağımın peşindeyim ya!

 Ankara’da Taşmektep. Ahır gibi… Futbol da yok. Üstelik vekil oğlusun. Hiç sevmedim… Ortaokul bitti, Atatürk Lisesi. Aynı numara orayı da sevmedim. Klasik şube harikaydı. Harika kadro, Nurullah Ataç, Cevdet Kudret ders veriyor. Nazım okuyoruz. Dünya edebiyatını tanıyoruz. Latince öğreniyoruz. Sekiz öğrenciyiz. Gazi Yaşargil de orada. Gazi çok çalışkan, bize karışmaz.

 Orada komün kurduk, harçlıklarımızı komüne verip para biriktiriyoruz. Dışarı gitmek için. Sonra tüm topladığımızı Gazi’ciğimize verdik, onu dışarı yolladık. Ben babama hep posta koyuyorum. Tek parti numarası vardı ya. Utanıyorum senden derdim. O da niye utanıyorsun diye çıldırıyordu. Arabasına binmezdim. Öyle bir gerginlik işte. Sonunda beni Cambridge’e postaladılar. Bu da çılgınlık. Ben Dil Tarih Fakültesi’nde Almanca öğrenmiştim. Alman edebiyatını biliyorum, İngilizce bilmiyorum. Niye yolluyorsunuz beni Cambridge’e. Çılgınlık işte! Züppelik işte!

CAMBRİDGE’DE BERTRAND RUSSEL DERSE GELİR
 Cambridge’de Allah muhafaza kuş gibiyim. Ben de hayatta kuş gibiliğe razı değilimdir. Bütün katolik papaz çocukları benim Latince’nin on mislini biliyor. Ben de kafayı modern tarihe taktım. Bertrand Russel derse gelir… Ama hem kuş gibiliğe hem ukala İngiliz numaralarına yokum… Ayrıldım Linkfield’a gittim. Bülent, Rahşan orada. Ali Neyzi, Yavuz Bayraktar orada. Havuzlu, tenis kortlu, lüks evlerde oturuyorlar, ama yemek yiyecek paramız yok.

 Londa’da resim tarihi öğrenmek için ‘Court of Institute of Art’a gidiyorum. Orada bizim ressamları buldum. Avni, Bedri Rahmi’ler, Selim, Şadi Çalık, İlhan Koman. Orada hem eğlendik hem öğrendik…Arada şişeye giriyoruz.

 İlk şiirimi on yaşında yazdım. Yuvada bir çocuk öldü. Çok üzüldüm, arkasından şiir yazdım. Ben mümkün olduğu kadar aile içinde yaşadım. Bütün serseriliğime rağmen aile köklerimi kaybetmedim. Aile değil sade, arkadaşlarım için de böyledir.

ŞİİRE BABAMIN YARDIMI VE TEŞVİKİYLE BAŞLADIM
 Şiire babamın yardımı çok oldu. Hep Şiir çevresindeydim. Babam okur, babaannem okur… Şiire elverişli bir dünya yaratmıştı babam bana…İngiltere dönüşümde çevreme çok dikkatli baktım. Herkesle beraber olmayı ve dinlemeyi seçtim. Cahit’le, Orhan’la … Bu arada insan şiiri kaybedebilir de. Ama temelde şiir güdüsü yatıyordu.

 Dili iyi biliyorsan, şiirin ne olduğunu biliyorsan yazmadan duramazsın. Elbette hümanizma beni etkilemiştir. Böyle yetiştim ben. Baba Mevlevihane’de doğmuş, yetişmişti. Babam her ne kadar Batıcı, Atatürkçü, Batılılaşma hareketinin bir yığını olarak yaşamışsa da Şark edebiyatı, mistizm, Divan Edebiyatı ve bizim temel gökkubbemiz musikisini de birleştirmişti. Ama ben o kadar şanslı değilim.

HAYATIMDA KARIM HARİÇ İKİ ŞEY SEVDİM
 Hayatımda karım hariç iki şey sevdim: Şiir ve politika. Şiir nedir diye sorarlar. ‘Şiir göklerde uçan nazenin bir balon’ değil; o balon çoktan patladı. Benim için şiir akıl ve heyecan meselesidir. İnsan beyninin yalnız yüzde 10’u bilinir, gerisi meçhul kıta. Şiir, beynin işlemeyen yüzde 90’ını harekete geçirmektir.
 Şiir bir terlemedir. Güneş güneş sözlerle… ve böyle böyle eriyip gider. Dünya gibi tıpkı; döndükçe terleye terleye… Benim gördüğüm, aşk, sevmekten başlayan azgınlıktır. O kadar çok sevmek ve azmak lazımdır ki aşk için, hiç bir boğa seni tutamasın, hiç bir toreoador sana kırmızı şal göstermesin… Evet aşk, kendine mahsus bir boğa güreşidir. Picasso dahi bunu çok iyi bilir.

BABA EVLERİNİ SATTIM, KUZGUNCUK’TA EV ALDIM
 Eskiden babaanneme anlatırdım. Bak şimdi şu yazıdan 50 lira kazanacağım, ötekinden şu kadar… diye. Kadıncağız kahkahalarla gülerdi. Hiçbiri doğru çıkmazdı. Para kazanmak için birtakım işler yaptım, tercümeler, fıkra yazarlığı. Ama aldığın para para değil, ekmek parası bile değil. Peki nasıl geçiniyorum? Ankara ve Dragos’taki baba evlerini sattık, Kuzguncuk’ta ev aldım. Artık babam sayesinde parasızlıktan şikayetim yok.

 Şiir benim için meslektir. Düne ve geleceğe bakışımla birlikte yürüyen özgür bir meslektir. Son zamanlarda kitaplarımdan gelen parayla yaşamımı sürdürüyorum. Bu benim için çok önemli birşey.

BEN GENÇKEN İLHAMIM İHTİYARDI
 W.B. Yeats’in dediği gibi: Ben gençken ilhamım ihtiyardı. Şimdi ben ihtiyarım, ilhamım genç… Ben 7 yaşında 70 yaşında gibi hissettim kendimi. 70 yaşında da kendimi 7 yaşında gibi hissediyorum. Bundan dolayı iş karışık… Belli bir yaştan sonra insanda çocuklaşma demeyeyim de, dünyaya çocuk açısından, çocuk gibi bakma ihtiyacı doğuyor. Zaten bazı şeyler de ancak çocukça anlatııabilir geliyor bana.

 Şiirden değil, çeviriden yattım. Che Guevura’nın ‘İnsan ve Sosyalizm’ ile Che, Mao ve bir Amaerikalı generalin yazdığı ‘Gerilla Harbi’ kitaplarını çevirmiştim. Amerikalı general kontrgerillayı anlatıyor. Dava dört yıl sürdü. Amerikalı general yüzünden mahkum olduk.

 Şairlerin hepsi hapishane kuşudur. Kendi kendilerine acımaktadırlardır ki, insanın en büyük kabahatı budur. Ondan dolayı çok güç çıkıyor şiir, daha doğrusu şair çıkmıyor da şiir çıkıyor ara sıra.

 Benim şiirimde de siyasetimde de hakim iki unsur var. Bu iki unsurun çelişkisi ve sentezi bana yaşama gücü veriyor. Olup bitene ve olup bitenin sorumlularına karşı öfke; olması gerekene, olabileceğe ve onu getirecek olan büyük emekçi ve aydın kitlelerine sevgi…

ÖFKE İLE SEVGİ ARASINDA BİR ÇELİŞKİNİN İÇİNDE YAŞIYORUM
 Öfke ile sevgi arasında çırpınan bir çelişkinin içinde yaşıyorum ben. Şiirlerimle de, siyasamla da, bana enerji, akıl ve yaşama sevinci veren şey, öfkeyle sevincin çelişkişi. Küfrü ve argoyu halk kullanıyor. Yazdığımız şey de halkın nabzı ve ağzı olduğuna göre elbette bu küfür de kendiliğinden katılıyor işin içine. Aslında küfür bir özgürlük davasıdır. Türkiye’de kala kala küfretme özgürlüğü kalacak. O özgürlüğü de elden bırakmak istemiyorum.

 Aslında bir kül tabağıdır dünya. İçine bir güneş bastırılmış. Amma da izmarit ha!

  Çevirileriyle de tanınan Can Yücel, şiir alanında ilk kitabı YAZINA’dan (1950) sonra uzun bir süre biçim arayışlarıyla oyalandı. Çeşitli edebiyat, kültür ve siyasi dergilerde şiirleri, edebiyat ve tiyatro çevirileri ile siyasal konularda yazıları yayınlandı. 12 Mart döneminde Che Guevara’nın "Gerilla Harbi" ve "İnsan ve Sosyalizm" kitaplarının çevirisi nedeniyle 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı.1974 affiyla özgürlüğüne kavuştu. 12 Eylül sonrasında müstehcen olduğu iddiasıyla "Rengahenk" adlı kitabı toplatıldı. Şairliğini, şiirin külhanca raconlarından yararlanarak siyasal inançlarıyla yoğurdu. 12 Ağustos 1999’da Türkiye onu yitirdi.

Can YÜCEL   Ş İ İ R L E R İ     S E Ç M E L E R İ  İ Ç İ N 

TIKLAYINIZ

VASİYET

AKİS
AL BİR UZUN HAVA
ANAYASASI İNSANIN
ARKAMDAN KONUŞMASINLAR DİYE
ASLANDAN AL HABERİ
BAYRAMLIK
BİR ÖLÜM İLANI
BULUŞMAK ÜZERE
CİHAT İÇİN CAHİT
CANKURTARANLA
DEĞİŞİK
DEĞİŞİM
EPİGRAM
KÜÇÜK KIZIM SU'YA
ARİFE TARİF

Beni kuzum Datça'ya gömün.

Geçin Ankara'yı İstanbul'u !
Oralar ağzına kadar dolu.
Alabildiğine pahalı
Örneğin Zincirlikuyu'da
Bir mezar 750 milyona
Burası nispeten ucuz
Ortada kalma ihtimali de yok
Hayırdua da istemez

Dediğim gibi beni Datça'ya gömün 

Şu deniz gören mezarlığın orda
Gömü sanıp deşerlerse karışmama ama
                                          Can YÜCEL
 

Kaynak:Zeynep Oral

ARE NOSTRUM
MUHABBET
RAMBRANTIN RESMİ ÜZRE
SEVGİ DUVARI
KAYIP ÇOCUK
MENAPOZ
UKTE
SEVGİ DUVARI
BEN EN ÇOK BABAMI SEVDİM
GÜZEL'E
EŞBER İÇİN
AY IŞIĞI SON ATI
AKDENİZ YARAŞIYOR SANA
POETİKA
SONSÖZ

 
 
FİRMALAR
Bilgisayarcılar
Güvenlik Sistemleri
Elektrik-Elektronik
Emlak Ofisleri
Cam-Isıcam
Sigorta ve Kasko
Fast-Food  -Cafeler
İnşaat Firmaları
Kasaplar
Giyim mağazaları
Havaalanı Transfer
Rent a Car
Balıkçılar
PVC Kapı Pencere
Pastaneler
Mobilya ve Doğrama
Bal, Badem,Zeytinyağı
Alışveriş Marketleri
Fotoğrafçılar
Turizm Acentelerı
Hafriyat
İnşaat Malzemeleri
Elektrik-Elektronik
Kozmetik                               

Bu site Saygın Ajans firmasına aittir.Hiçbir resmi kurum yada kurumlarla bir ilgisi yoktur.                          

DATCAINFO.NET (DatcaLife.Com)    © 2005-2008